Bir öykü anlatacağım dostlarım
Lütuf edip dinlerseniz eğer…
Yarım kalmış bir umudun hikâyesidir.
Biraz hazin olacak.
İçinde ne gül ne de karanfil,
.
Antakya’m, barışın simgesi, yüreğimin şehri,
Gözümün incisi, dar sokakların perisi...
Rüzgârı kavuşamayan iki dağın eteklerinde,
Vals’a davet eden senfonik aşkın tınısı.
Biz ayrı dünyaların insanıyız,
Ayrı yönlere giden lokomotifiyiz, diyorsun...
Oysa ki ben sana neler anlatmak isterdim,
Beni bir dinleseydin!
Bu gün o gündür!
Bir fiskeyle
Bütün değerlerimin yıkıldığı,
Hatta dokunulmazlıklarımın kalktığı,
Almış olduğum hakların kaybolduğu.
Bu gün yenilgiyi kabullenip,
Biz Anka kuşuyuz
Toprağımız külümüz dür
Her yangında biz doğarız
Her dar ağacın da biz doğarız
Bitiremezsiniz bizi !
Şöyle bir baktım maziye
Ne kaldı senden bana diye
Bir bakışın, bir gülüşün,
Bir de gidişin kalmış aklımda.
Dillen yüreğim, dillen,
Duyguların gelsin kelâma.
Ben!
Ben aslında!
Onu çok seviyorum, de.
Benim kirim tende değil, iflah olmayan tinimde
Sen yıkaya biliyorsan, ruhumu da yıka gassal
.
Hakkım bir sana helaldir, şüphe kalmasın fikrinde
Evirip çevirme bedeni, fazla kurcalama gassal
Nereye gidiyorsun! Gitme.
Bunca yaşanmışlık ne olacak?
Nereye kaldırabilirim anıları,
Nereye tıkabilirim hatıraları?
Bakma bedenini
Loş ışıklar altında çürüttüğüne,
Hayata olan küskünlüğüne.
Aslında
Onun da umutları vardı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!